2 yıl önceki gazete ve tv yayınlarını anımsayanınız var mı bilmiyoruz. Bir Ergenekon yalanları furyasıdır gidiyordu. Bunların arasında en belirginlerinden biri şöyleydi: "Cumhuriyet'e atılan bombalarla Ümraniye'de bulunan bombalar aynı". Peki, ne oldu bu iddia?




ERGENEKONDA,

İDDİANAME OLMAYAN MEDYA YALANLARI



İki yıl önceki gazete ve tv yayınlarını anımsayanınız var mı bilmiyoruz. Bir Ergenekon yalanları furyasıdır gidiyordu. Bunların arasında en belirginlerinden biri şöyleydi: "Cumhuriyet'e atılan bombalarla Ümraniye'de bulunan bombalar aynı". Peki, ne oldu bu iddia? Tertip merkezinin medyaya servis ettiği bu iddia, Ergenekon iddianamesinde yer almadı!

Ergenekon tertibiyle ortaya atılan iddiaları hatırlayalım. Özellikle yandaş medya bir dönem, Danıştay suikastı sanıklarıyla Ergenekon davasında yargılanan aydınlar arasında bağ kurma yarışına girmişti. İddiaları da şuydu: Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar, Ümraniye'de ele geçirildiği iddia edilen bombalarla aynı kafiledendi. Seri numaraları aynıydı. Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'de de bu kafileden çıkma bombalar bulunmuştu.

Bu iddia, en çok Danıştay suikastı davasıyla Ergenekon davasının birleştirildiği süreçte kullanıldı. Kamuoyu aylarca bu yalanla kandırıldı. Oysa böyle bir bilgi, Ergenekon iddianamelerinin hiçbir yerinde geçmiyordu. Mahkeme'ye de bu yönde bir belge sunulmamıştı.

Ergenekon tertibiyle başlayan süreçte bu ve buna benzer onlarca yalan ortaya çıktı. Bu iddiaların birçoğunun uydurma olduğu belgelerle kanıtlandı. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İşçi Partisi Genel Sekreteri Nusret Senem, İşçi Partisi Basın Bürosu Başkanı Hikmet Çiçek, Ulusal Kanal Hukuk Danışmanı Emcet Olcaytu, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Aydınlık dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım, Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya ve birçok yurtsever aydın Ergenekon tertibiyle aylardır tutuklu.


Ulusalkanal
*

Bookmark and Share

"TEKEL işçilerini yalnız sananlar kalabalığımızı görsün, suskun kalacağımızı düşünenler haykırışımızı duysun, emekçileri uslu sananlar öfkemizi bilsin. Alkışlarımızla, ıslıklarımızla, sloganlarımızla, pankartlarımızla, yüreğimizle buradayız"


TEKEL İşçilerine Büyük Destek



KESK Muğla Şubeler Platformu, DİSK Genel İş Şubesi, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu ve Tabip Odası üyeleri, Türk-İş Muğla İl temsilcisi Süleyman Girgin, Tes-İş Sendikası Şube Başkanı Fatih Erçelik ve Yatağanlı işçiler tekel işçilerine destek için meydanlara çıktı.

TEKEL işçilerinin iki aya yakın süredir haklarını korumak için mücadele verdiğini belirten Eğitim Sen Muğla Şube Başkanı Cahit Yaka,”Bugün tüm ülkede mal ve hizmet üretimini durduruyoruz. TEKEL işçilerini yalnız sananlar kalabalığımızı görsün, suskun kalacağımızı düşünenler haykırışımızı duysun, emekçileri uslu sananlar öfkemizi bilsin. Alkışlarımızla, ıslıklarımızla, sloganlarımızla, pankartlarımızla, yüreğimizle buradayız” dedi.


Başkan Yaka, “Demokrasi demek örgütlü toplum demektir. Demokrasi, temel hakların sürekli geliştirilmesi demektir. Demokrasi demek, dilden, inançtan, etnik ve toplumsal cinsiyetten kaynaklanan farklılıkları bir zenginlik olarak kabul etmektir. Demokrasi eşitlik demektir. Biz herkese güvenceli iş, insanca yaşanacak bir ücret istiyoruz. Sendika ve örgütlenme özgürlüğünün engellenmediği bir çalışma yaşamı istiyoruz. Yaşasın TEKEL direnişi” diye konuştu.


Slogan atan ve döviz taşıyan grup, basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı.


www.yenigundemhaber.com


*

Bookmark and Share

E Ş K I Y A





Suay Karaman
Tüm Öğretim Elemanları Derneği
(TÜMÖD) Genel Sekreteri

7 Mayıs 1966 tarihinde Süleyman Demirel’in başbakan olduğu dönemde, cumhuriyet tarihinde ilk kez sivil polisler, muhalefet partilerinin TBMM’deki grup odalarına girip arama yapmışlardı. Bu olay üzerine Cumhuriyet Halk Partisi sert tepki göstermişti ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü: “Eşkıyanın bu gece ne yapacağı bilinmez!” demişti. Ancak günümüzde eşkıyanın ne yapacağı çok açık bir şekilde bellidir.

TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu'nun yönettiği Genel Kurul'da, kürsüde konuşma yapan CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal'ın iktidarı eleştiren sözleri AKP’lileri kızdırınca, olaylar meydana gelmiştir. Bunun üzerine Başkan Vekili Güldal Mumcu tarafından oturuma ara verilmiştir. Verilen bu ara sırasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sinirli bir şekilde Güldal Mumcu’nun odasına girerek meclisi yönetemediğini, başkanlık kürsüsüne yakışmadığını söylemiştir. Daha sonra AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş da Başkanlık odasına aynı sinirli tavırla girerek, Güldal Mumcu’nun üzerine yürümüştür.

Yaşanan bu gelişmelerden sonra, Güldal Mumcu olayı protesto ederek, kürsüye çıkmayacağını ve oturumu yönetmeyeceğini bildirmiştir. Olaylar üzerine Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, Güldal Mumcu’dan özür dileyerek tekrar kürsüye çıkmasını sağlamışlardır. Uzun bir aranın ardından tekrar kürsüye çıkan Güldal Mumcu, başbakan yardımcısının kendisine talimat vermeye kalktığını bildirmiş ve “bu son dönemdeki yürütmenin yasama üzerinde baskısıdır, müdahalesidir, bunu şiddetle kınıyorum” demiştir. Tekrar başlayan oturumda çıkan tartışmalar üzerine bu kez AKP’liler, MHP’lilere saldırmışlar ve çıkan kavgada yaralanan milletvekilleri olmuştur.

Bülent Arınç ve ekibi tarafından yapılan bu saldırı açıkça yürütmenin, yasama üzerindeki baskısıdır. 2010 bütçe görüşmelerinde söz alan başbakan, oturumu yöneten TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’e dönerek, muhalefet milletvekilleri için: “sayın başkan, siz mi susturursunuz, ben mi susturayım” diyerek azarlamıştı.

Siyasi iktidar yürütme erkinden başka, yasama ve yargı erklerini de elinde bulundurmak istiyor. Bunun için her yolu deniyor, hukuk dışı tutum ve davranışlarda bulunuyor, kendilerine yapılan muhalefete dayanamıyor ve bütün bu olanları da ‘demokrasi’ olarak yorumluyor.

Demokrasilerdeki kuvvetler ayrılığı ilkesini yok sayarak, kuvvetler birliği ilkesi yaratmak için büyük çaba harcıyor. Başbakan ve ekibi kendilerini eleştiren herkesle kavgalıdır. Siyasi iktidar, yargıçtan savcıya, muhalefet milletvekilinden gazeteciye, çiftçiden işçiye, memurdan öğrenciye, kendilerini eleştiren herkese bağırmakta ve tehdit etmektedir. Bu gidiş demokrasi dışıdır ve sonu karanlıktır. Tek parti diktatörlüğüne doğru yol alınmaktadır; bu bir sivil darbedir. Hayali darbe planlarının bolluğu, hayali suikast planlarının olduğu ve her yerde silahların bulunduğu bir ortamdan yarar sağlamak isteyen demokrasi dışı güçler, ülkeyi sivil bir darbenin kucağına oturtmuşlardır.


Ülkemizi bu karanlık ortamdan aydınlığa kavuşturmak için, demokrasiyi benimseyen tüm kuruluşların bir araya gelerek, güç birliği yapmaları gerekmektedir. Siyasi iktidarın sivil darbe planlarını bozmak, tüm ulusalcı örgütlerin iş birliği yapmaları ile önlenebilir. Atatürk’ün çocukları bunu başaracaklardır; aydınlık, güzel ve rahat günler sivil darbe heveslilerinin iktidardan uzaklaştırılmalarıyla gerçekleşecektir..

*

Bookmark and Share

Açlık grevinde olan TEKEL işçilerinden bazıları fenalaşarak hastaneye kaldırılırken, bir grup sanatçı da TEKEL'e destek ziyaretinde bulundu. Edip Akbayram, Yavuz Bingöl, Onur Akın, Derya Köroğlu, Mazlum Çimen'in de aralarında bulunduğu bir grup sanatçı önce çadırlarda işçilerle sohbet etti.

Sanatçılardan TEKEL İşçilerine destek ziyareti


Süresiz açlık grevindeki TEKEL işçilerinden 2 tanesinin hastanede tedavisi sürerken, üçü kadın 4 işçi daha fenalaşarak hastaneye kaldırıldı.

Öğleye kadar hastaneye götürülen 5 işçiden 3'ü taburcu edilerek, tekrar Türk-İş Genel Merkezi'ne geldi ve açlık grevine devam etti. 2 işçinin durumu ciddiyetini korurken, işçilerden birinin tansiyonu 20'ye çıktı. Düşerek kafasını çarpan kadın işçi hastaneye kaldırıldı. Hastanede işçilerin tedavisi sürüyor.

Ayrıca İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Ulaş Koç da Türk-İŞ'te işçilere destek olmak için açlık grevi yapıyor.

Öte yandan; Edip Akbayram, Yavuz Bingöl, Onur Akın, Derya Köroğlu, Mazlum Çimen'in de aralarında bulunduğu bir grup sanatçı önce çadırlarda işçilerle sohbet etti. Sanatçılar daha sonra ellerinde karanfillerle Türk-İş Genel Merkezi önünde işçilere seslendiler. Ardından TEKGIDA-İŞ Genel Başkanı Mustafa Türkel sanatçıları odasında ağırladı.

TEKEL'e destek için açlık grevi başlattılar

Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin Antalya, Adana ve Erzincan şubelerindeki bazı üyeler, TEKEL işçilerine destek vermek amacıyla bir günlük açlık grevi başlattı.

Kışlahan Meydanı'ndaki açlık grevi öncesi grup adına basın açıklaması yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Olcay Şimşek, TEKEL işçilerinin yaklaşık 2 aydır Ankara'da hak alma mücadelesi yürüttüğünü söyledi.

AKP iktidarının bu sorunu da görmezlikten geldiğini belirten Şimşek, dernek olarak TEKEL işçilerinin mücadelesini desteklediklerini belirtti.

Şimşek, ''Ortak yaşamda barınma, ısınma, yeme, içme, sağlık sorunları birlikte çözüme kavuşturulurken işçilerin dayanışması direnişe güç katıyor. Bu amaçla TEKEL işçilerinin hak alma mücadelesini desteklemek için bir günlük açlık grevi yapıyoruz. Açlık grevimiz bugün saat 19.00'da sona erecek'' dedi. Açlık grevine dernek üyesi 12 kişinin katıldığı bildirildi.

Adana

Pir Sultan Abdal Derneği Adana Şube Başkanı Miktad Öztürk, dernekte düzenlediği basın toplantısında, TEKEL işçilerine destek amacıyla sabah saatlerinde başlayan ve akşam 19.00'a kadar sürecek açlık grevi yaptıklarını belirtti.

Öztürk, ''TEKEL işçileri kasa soymakla suçlanamaz. Gasbedilen haklarını alabilmek için haklı mücadele veriyorlar. Biz de onları bu mücadelelerinde sonuna kadar destekliyoruz'' diye konuştu.

Erzincan

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Erzincan Şube Başkanı Ali Kaya, dernek binasında gazetecilere yaptığı açıklamada, TEKEL işçilerinin haksızlığa uğradığını iddia etti.

Ali Kaya, ''Tarihin her döneminde haksızlığa karşı çıkan, ezilen ve mazlumların yanında olan İmam Hüseyin'in yolu gereği biz de TEKEL işçilerinin bu haklı direnişinin yanında yer alıyoruz'' dedi.

Kaya, TEKEL işçilerinin kış günü eş ve çocuklarıyla ekmekleri uğruna haksızlığa direndiğini sözlerine ekledi.

TEKEL işçilerinin randevu haftası

6 işçi ve memur konfederasyonu, geçtiğimiz Cuma günü aldıkları kararları bu hafta uygulamaya koyacak. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan randevu isteyecekler. Ancak Cumhurbaşkanı Gül'ün, hafta boyunca sürecek Hindistan ve Bangladeş'i kapsayan Asya gezisinde, Başbakan Erdoğan'ın da 13-14 Şubat'ta Katar gezisinde olacak. Bu durumda, Cumhurbaşkanı'nın 13 Şubat'ta yurda dönecek. Bu durumda Gül ile randevunun gerçekleşmesi beklenmiyor. Başbakan'ın da 12 Şubat yani Cuma günü öncesine randevu vermesi gerekiyor.

6 işçi ve memur konfederasyonu bu iki randevu talebinin yanı sıra, konfederasyonun hukukçularıyla yeni bir çalışma başlatacak ve TEKEL işçilerinin durumuna ilişkin alternatifli hukuki çözüm paketleri hazırlayacak. Alınan kararlar çerçevesinde konfederasyonlar, uluslararası işçi ve memur sendikalarıyla da daha etkin ve yaygın dayanışma arayışına girecekler. Bu hafta gerçekleştirilecek üç çalışmanın ardından konfederasyonlar 12 Şubat Cuma günü yeniden bir araya gelecek. TEKEL işçilerinin durumuna ilişkin bir çözüm bulunamaması halinde bu toplantıda, Türkiye genelinde daha etkin ve yaygın eylemlerin düğmesine basmak için yeni bir yol haritası belirleyecekler.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu

Ankara Emniyet Müdürlüğü, resmi araçlarla TEKEL işçilerine erzak ve yakacak taşıyan bazı belediyeler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.
TEKEL işçileri eylemlerini 55. günde de sürdürürken, Ankara polisinin Çankaya Belediyesi ile İstanbul'daki 2 ayrı belediye hakkında tutanak düzenlediği öğrenildi. Söz konusu belediyeler hakkında düzenlediği tutanağı, İçişleri Bakanlığına gönderen Ankara Polisi, belediyelerin TEKEL işçilerine yaptıkları odun, bank, çadır, naylon, çadır kurmakta kullanılan profil demir gibi yardımların belediyeye ait araçlarla yapıldığını tespit etti.

Tespit doğrultusunda, 237 sayılı Taşıt Kanunu gereğince Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi. Kanuna göre, kamuya ait araçları amacı dışında kullananlar ve kullandırtanlar hakkında bir yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyor.

Öte yandan Ankara polisi, TEKEL işçilerinin eylemlerini sürdürdüğü Bayındır Sokak'ta, ''Dayanışma Çadırı'' adı altında kurulan çadırda yaptığı inceleme sonucu, söz konusu çadıra Çankaya Belediyesi'ne ait direkten kaçak elektrik çekildiği belirlenerek, konuyla ilgili tutanak düzenlendi. Çadırda bulunan yetkililer hakkında da kaçak elektrik kullandıkları ve izinsiz çadır kurdukları gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulacağı öğrenildi.

*

Bookmark and Share

Yürüyün işçi düşmanları, boyunuzu görelim!



SOROS’UN ÇOCUKLARI TEKEL İŞÇİLERİNE KARŞI

EYLEM BAŞLATIYOR…

YANLIŞ OKUMADINIZ TEKEL İŞÇİLERİNE KARŞI


Genç Siviller gibi, din tüccarlarının ve liberallerin gönüllerinde taht kurmaya aday yeni bir hareket çıkmış ortaya: “3H Hareketi”… “Hürriyet Hukuk Hoşgörü”ymüş, 3H’nin (belki de “tri eyç” diye okunmalı) açılımı…

Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik olacak değildi ya! Eşitliğe toptan karşıymışlar zaten… Artan oranlı vergilere, yani zenginden daha çok vergi alınmasına bile itirazları var…

Zenginlerin çıkarlarını savunmak için kurulan bu “hareket”, pek doğal olarak, TEKEL işçilerinin direnişine de karşıymış… 7 Pazar Şubat günü, İstanbul’da, TEKEL işçilerini protesto edeceklermiş. İşçilerin, haklarını savunmaları ve “çalışmak” istemeleri, haksızlık, sahtekarlık ve vicdansızlıkmış… Bozuk Türkçeleriyle yazdıkları eylem çağrısı aşağıda…

Güzel düşünmüşler! Yürüsünler gerçekten, kimlerdir işçilerin düşmanları, nedir boyları posları, görelim… Din tüccarları, yandaş gazeteciler, liberaller vb. eksik kalmasın… Özellikle “vicdan” lafını bolca kullanan, ama sıra TEKEL işçisine geldiğinde sus pus olan, hatta direniş hakkında soru işaretleri uyandırmaya çalışan “inançlı” köşe yazarları da katılmalı bu eyleme… Görelim bakalım, Türkiye’nin işçi düşmanları ne kadar etkili olabilecek, ne kadar kitlesel bir eylem yapabilecekler…

Hem, merak etmelerine de gerek yok; nasıl olsa, TEKEL direnişini başından beri isteksizce (ve pek az yer ayırarak) haberleştiren, 4 Şubat’ta Türkiye’nin her yanında toplam yüz binlerce insanın greve çıkmasını, eylem yapmasını önemsiz göstermeye çalışan yandaş medya organları, 7 Şubat eylemini şişirecektir, şişirilebileceği kadar…

Biz De Tekel İşçilerini Protesto Ediyoruz!

Son günlerde özelleştirme mağduru olarak topluma lanse edilen Tekel işçilerinin devletten talepleri ve yaptıkları eylemler gündemde sıklıkla yer bulmaktadır. Biz 3H Hareketi olarak topluma oldukça yüzeysel bir biçimde özelleştirme mağduru sıfatıyla sunulan işçilerin, aslında ezilen değil ne yazık ki ezen konumunda olduğu görüşündeyiz.

Ülkemiz ekonomik kriz nedeniyle oldukça zor bir dönemden geçmektedir. Bu ortamda eğitim düzeyi yüksek birçok gencimiz oldukça düşük ücretlere çalışmaya razı olduğu halde iş bulamamakta iken, ülkemizde sırtını devletin sağladığı olanaklara dayayarak yaşamaya alışmış bir kesimin varlığı çok acı vericidir.

Tabi bu durumun tek suçlusu asla tekel işçileri olamaz. Bu çarpık durum için geçmiş popülist hükümetlerden mutlaka hesap sormalıyız. Zira onlar, devlet memurlarına yıllarca yüksek ücretler ve işten çıkarılmama garantisi vaad ettiler. İnsanları akıl dışı bir düzene inandırdılar. Bu sakat düzenin cefasını, yüksek vergiler ve düşük büyüme oranlarıyla, işçisi, memuru, esnafı, emeklisi, öğrencisi, hep beraber biz çektik.

Biliyoruz ki, yılların getirdiği populist politikalar sonucu tekel işçilerinin kanıksamış olduğu bu “bedavacılık” afyonundan bir anda kurtulması imkansız; bu tatlı rüyadan uyanmak biraz zaman alacak. Ancak biliyoruz ki acı ilaçlar içilmeden, kronikleşmiş hastalıklar iyileşmez. Duygularımızla hareket edersek ileride çok daha büyük acılarla karşılaşırız. Bir azınlık uğruna çoğunluğun ödediği maliyet; ve bunun getirdiği fakirlik ve sefalet hiç bitmez.

Ve yine biliyoruz ki, bu ülkede, “mağdur“ TEKEL işçilerinin beğenmediği şartlarda çalışmak isteyen milyonlarca vatandaşımız var. Biz üniversite mezunu gençler olarak da, burada o milyonları temsil ediyoruz. Eğer, bu şartlarda bizleri işe almak isteyen varsa hemen işe başlamaya hazırız. Kısacası “MEZUNUZ-İŞSİZİZ-RAZIYIZ” diyoruz.

Unutmayın, bu çarpık sistem, tek tek hepimizin cüzdanından çıkan 1 liralarla dönmektedir! Bizi vicdansızlıkla suçlayacak olanlara da lafımız şudur: Esas vicdansızlık, devlete sırtını dayayıp çalışmadan para kazananı savunmak ve bu uğurda belki de daha fakir bir çoğunluğu zorla vergi ödetmeye mahkum etmektir.

Sen de bu yolda 3H’ ye destek vermek istersen, 7 Şubat Pazar Günü saat 11.00’de Mecidiyeköy’de eski Tekel Fabrikası Önünde bizimle buluş, bu haksızlığa, sahtekarlığa ve vicdansızlığa dur de.


İŞTE SOROS ÇOCUKLARININ ÇAĞRISI BÖYLE….


İLK KURŞUN

*

Bookmark and Share

Sağlık Bakanlığı, yayınladığı genelgeyle doktorlara mesai saatleri dışında çalışma uygulaması başlattı.


SAĞLIK'TA DOKTORA DA 4-C




Sağlık Bakanlığı, yayınladığı genelgeyle doktorlara mesai saatleri dışında çalışma uygulaması başlattı. Uygulamaya hastanelerde mesai saatleri dışında yaşanan yoğunluğun azaltılması gerekçe gösterildi. Tabip odaları ise uygulamaya tepkili.


Sağlık Bakanlığı, doktorların mesai saatleri dışında çalışmasını sağlayan bir genelge yayınladı. Müsteşar Nihat Tosun imzasıyla yayınlanan genelgede resmi tatilerde, acil müdahale gerektirmeyen hasta başvurusunun yüksek olduğu belirtildi. Bu çerçevede ihtiyaç duyulan il ve ilçelerde mesai dışı poliklinik uygulamasına geçilecek.

Mesai dışı poliklinik uygulaması için, aktif olarak çalışan pratisyen hekim sayısının yeterli olması halinde öncelikle bu hekimlerden görevlendirme yapılacak.

Kurumdaki hekim sayısının yetersiz kalması durumunda ise hastanenin bulunduğu belediye mücavir alanı içerisindeki birinci basamak sağlık kuruluşlarından görevlendirme yapılacak. Yeterli sayıda hekim ve ihtiyaç duyulan diğer sağlık personeli için 8 veya 16 saatlik çalışma süresi düzenlenecek biçimde planlama yapılacak.

Hekimlere ve diğer sağlık personeline, mevzuat hükümlerine göre, hastane döner sermayesinden ek ödeme yapılabilecek.

Sağlık Bakanlığı'nın mesai dışı çalışma uygulamasına ise hekimlerden tepki geldi. İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdizen hastanelere işletme gözüyle bakıldığını söyleyerek, "Daha çok tetkik yapmaya daha çok tahlil yapmaya daha fazla kazanmaya yönelik bir tutum." dedi. 1. basamak sağlık hizmetlerinin zaten yetersiz olduğunun altını çizen Demirdizen, "1. basamak sağlık hizmetleri daha da zayıflayacak. Uygulama hastalara sunulan hizmet, hekimlerin özlük hakkı açısından da sorun yaratacak" değerlendirmesinde bulundu.

"Bir hekimin 16 saat çalıştırılması acil'de bile doğru değil" diyen demirdizen, "bir hekimin bu kadar saat çalıştırılması beraberinde hizmet sunumu açısından da sorunlar yaratacaktır" dedi.

Bookmark and Share

Gafiller



Deniz Som

DÖNEK oğlu dönek Ahmet Altan’ın Taraf’ta yayımladığı darbe tezgâhlarından birindeki listeye bakıp tutuklanacağını sanan bir grup gazetecinin sözcüsü Nazlı Ilıcak’ın 12 Mart sonrası kontrgerilla ile diyaloğu ve 12 Eylül’de asker postalı yalayıcılığı fena halde pazara çıktı!

12 Mart döneminde İlhan Selçuk’u işkence altında sorgulayan kontrgerilla, Nazlı gazeteciliğe başlar başlamaz sorgu tutanaklarını kendisine vermiş ve yazı dizisi yapılmasını sağlamıştı. Ancak kontrgerilla merkezindeki hesap çarşıya uymamış ve İlhan Selçuk, sorgusunun işkence altında yapıldığını ifade tutanaklarına yerleştirdiği “akrostiş”le kanıtlamıştı. Ayrıntılı bilgiyi İlhan Selçuk’un Cumhuriyet Kitapları’ndan yayımlanan Ziverbey Köşkü kitabında bulabilirsiniz! Bir başka ayrıntı “demokrasi havarisi” Nazlı’nın 12 Eylül’den sonra yazdıkları: Bir otorite boşluğu doğmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri bu boşluğu doldurdu (14 Eylül 1980). 12 Eylül bir darbe değildir, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir ne de bir ihtilal (18 Eylül 1980). 12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır. 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür (16 Ekim 1980).

Sonra ne oldu da Nazlı, darbecilerle ters düştü; kocasının gazetesi birkaç kez kapatıldı; gündüzleri çıkmak geceleri yatmak üzere hapse mahkûm edildi? Çünkü darbeci generallerden beklediği siyasi ve ticari çıkarları elde edemedi! İnanın, babası Muammer Çavuşoğlu Demokrat Parti milletvekili olmasaydı ve tutuklanıp Yassıada’ya gönderilmeseydi Nazlı, 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin de savunucusu olurdu!

Dönek oğlu dönek Ahmet’le Mehmet Altan’ın babası büyük dönek Çetin Altan’ın 28 Mayıs 1960 tarihli makalesini biliyoruz: “Silahlı Kuvvetlerimizin Büyük Ata’nın yıllardır arkasından akseden manevi direktifi ile yaptığı bu hareket demokrasimizin en sağlam teminatı olarak tarihimize geçecek ve hürriyetlerden kendi sefil benlikleri için faydalanmak isteyen gafillere her zaman için unutulmaz bir ders olacaktır.”

Bu arada 12 Eylül 1980’de 30 yaşında ve altı yıllık gazeteci olan Ahmet Altan’ın o dönemde ne yazdığını merak ediyorsanız: Porno öyküleri yazıyordu!

Ama ne çare gafiller hiç ders almıyor!


Döneğin, medeniyet tanıtım anlayışı


SOSYAL demokrat bir partinin genel sekreterliğinden, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiş bir dinci partiye devşirilerek dünya siyaset tarihinin en büyük döneği unvanını kazanan Ertuğrul Günay yine ilginç laflar etmiş.

Civan padişahı Fatih Sultan Recep’in Kültür ve Turizm Veziri Ertuğrul Günay, bir ödül töreninde, “Kanuni Sultan Süleyman’ın medeniyetimizi dünyaya tanıtmak için yaptıkları unutulmaz. Fatih Sultan Mehmet’in yaptıkları unutulmaz” demiş. Bunun üzerine civan padişahı sözü alınca “Atatürk gibi devlet adamları da var” deme gereğini duymuş.

Allah, bir kere döndürmeye görsün: fırıldak haline gelen döneğin nerede ne yapacağı belli olmaz. Ama yine de dünya siyaset tarihinin en büyük döneğine sormadan edemeyeceğiz: Kanuni Sultan Süleyman, medeniyetimizi dünyaya tanıtmak için hangi unutulmaz çalışmaları yaptı? Fatih Sultan Mehmet, medeniyetimizi dünyaya tanıtmak için hangi unutulmaz işleri yaptı?

Doğrusunu söylemek gerekirse ben unutmuşum; büyük dönek Ertuğrul Efendi’den Viyana kuşatması ile İstanbul’un fethini “medeniyet tanıtımı” olarak yutturmaya kalkışmadan hatırlatmasını bekliyoruz!

*

Bookmark and Share


ZENGİNLEŞEN TÜRKİYE MASALI




Suay Karaman
Tüm Öğretim Elemanları Derneği
(TÜMÖD) Genel Sekreteri

Başbakan sürekli aynı bilgiye kilitlenmiş: 79 yıllık cumhuriyet tarihinde yapılmayanları yapmakla övünüyor. Kendilerinin yedi yıllık iktidarında yapılan duble yolları, konutları, açılan üniversiteleri anlata anlata bitiremiyor. 2002 yılında iktidara geldiler ve Türkiye’yi refaha kavuşturduklarını sanarak, kendilerinden önceki dönemleri eleştiriyorlar. Açıkça söyleyemiyor ama, Atatürk’ün dönemi de, bu eleştirilerden payını alıyor.

Atatürk dönemine kısaca bakarsak, gelinen nokta bizleri dehşete düşürür. 1922 ile 1925 yılları arasında fiyatlarda artış oranı yılda %3, 1925 ile 1927 yılları arasında ise %1 olmuştu. Bazı fiyatlarda ucuzlama görülmüştü. Türk parası yabancı paralar karşısında değer yitirmemişti, aksine bazılarına karşı değer kazanmıştı. 1923 yılında kişi başına düşen ulusal gelir sadece 70 dolar iken, 1939 yılında 300 dolara ulaşmıştı.

1923 ile 1938 yılları arasında on bir yıl, gelir ve giderin eşit olduğu denk bütçe; üç yıl gelirin giderden çok olduğu bütçe fazlası gerçekleştirilmişti. Yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk bütçesi olan 1924 yılı bütçesi, %8'lik bir açık vermişti. Dış ticaret dengesi 1923 ile 1946 yılları arasında hep pozitifti, yani dış satım hep dış alımdan fazlaydı. Sadece 1924 yılında açık verilmişti. 1929 ile 1939 yılları arasında bütün dünyada sanayi üretimi %19 artarken, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde %96 artmıştır. Dünyada ortalama kalkınma hızı %4 seviyesindeyken, Türkiye’de % 10 olmuştu.

1923 yılında 140 olan fabrika sayısı 1933 yılında 2 bin 400’e ulaşmıştı. Onuncu Yıl Marşı’ndaki “Çıktık açık alınla, on yılda her savaştan” sözünün içi sosyal ve toplumsal devrimlerin yanı sıra kalkınma planlarıyla, sanayi planlarıyla, şeker fabrikalarıyla, basma fabrikalarıyla, demiryollarıyla, Sümerbank’la, Etibank’la da doludur.. Atatürk zamanında yapılan bu işler kolay başarılmamıştı elbette. Planlanan hedeflere ulaşmak için; sınırsız yurt sevgisi, inanç ve özveriden başka, bilinçli, kararlı, örgütlü ve devrimci bir tavır sergilenmişti.

Bütün bu veriler herkes tarafından bilinirken, bu “yedi yıl” söylemleri ne anlama gelmektedir? Bu kendini bilmemektir, bu geçmişi yok saymaktır, bu laik cumhuriyetle ve Atatürk’le hesaplaşmaktır. Yedi yılda Türkiye Cumhuriyeti’ni içten ve dıştan çökertmek için elbirliğiyle çalışan güçler karanlığa boğulacaktır.

Yedi yıldır özelleştirme adı altında peşkeş çekilerek satılan ağır sanayi, sanayi ve hizmet kuruluşlarının tamamı cumhuriyetin eseridir. Yedi yıllık bu iktidar döneminde 721 tane fabrika, tersane, tesis, liman, arsa ve bina satılmıştır. Acaba bu yedi yıllık dönemde, kendi iktidarlarında bir tane fabrika yapıldı mı? TEKEL gibi yapılan özelleştirmelerdeki vurgunlar herkesin belleğindedir.

Yedi yılda “Türkiye zenginleşmiş“ diye övünüyorlar. 5 milyon kişi asgari ücretle çalışıyor, 7 milyon kişi işsizlikle boğuşuyor. Çalışanların %70’i yoksulluk sınırının altında ücret alıyor. 11 milyon kişi yeşil kartlı. Memurun, işçinin, emeklinin, esnafın, çiftçinin düşürüldüğü acıklı durum herkes tarafından görülmektedir. Halkın zenginleştiği palavralarına sadece iktidar inanıyor. Çünkü yakınları kısa sürede büyük girişimcilik örneği göstererek, gemi, medya kuruluşu, sağlık kuruluşu alabilecek duruma geldi.

Yedi yıldır evlerinde aç yatan çocukların, tenceresi kaynamayan anaların, çocuklarına harçlık veremeyen babaların, genelevde çalışmak için sırada bekleyen kadınların, ürünü dalda kalan çiftçilerin, haklarını aramak için sokağa dökülenlerin, direnen işçilerin, intihar edenlerin görüldüğü Türkiye mi zenginleşmiş?

Yedi yıl önce ekmek 0.15 TL, benzin 1.69 TL, tüpgaz 19 TL idi. Bugün ekmek 0.60 TL, benzin 3.70 TL, tüpgaz 50 TL dir. Zenginliği fiyatların artması olarak görenler, halkın yoksulluğu karşısında sessiz kalmaktadırlar. Ülke yangın yerine dönmüş, ekonomik kriz almış başını gitmiş, yatırımlar durmuş, yoksulluk, açlık, işsizlik çığ gibi büyümüş, dış güçlerin isteğiyle yapılan açılımlar sorun oluşturmuş, terör azmış, yolsuzluk ve hukuksuzluk büyük boyutlara ulaşmıştır. Kurumları çatıştırarak, çatışmadan rant elde etmeyi düşünen siyasi iktidar, yolun sonuna gelmiştir.

Atatürk döneminde yapılanlar ortadayken, “ben ülkeyi pazarlamakla mükellefim” diyenlerin, ulusal değerlerimizi babalar gibi satanların; “79 yılda ne yapıldı ki” diyebilmeleri için önce düşünmeleri gerekir. Sonra yurtseverliklerini sorgulayarak, ülkeyi getirdikleri durumu görmeleri gerekir.

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce bu iktidarın yedi yıllık durumunu kısaca şöyle özetlemişti: “ ABD'den korktuğunuz kadar Allah'tan korksaydınız bu memleketi bu hale getirmezdiniz.“

*

Bookmark and Share



@


Bookmark and Share

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Türkiye'de korku imparatorluğu yaşanıyor. Türkiye'de dinlenilmeyen kişi, dinlenilmeyen kurum kalmadı'' dedi.

''Türkiye'de korku imparatorluğu yaşanıyor"


MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Mersin'in Silifke ilçesinde parti teşkilatınca düzenlenen basın toplantısında, partisinin erken seçim istediğini ve buna hazırlıklı olduğunu belirtti.

Hükümetin seçim karşıtı açıklamalarına tepki gösteren Şandır, ''Seçim milletin iradesine müracaat etmektir. Seçimin ihanet olması demokrasiye inanmamak demektir, milletin iradesine hakaret etmek demektir'' dedi.

Kurumlar arası çatışmanın ötesinde ''kurumlar içi iktidar çatışmasının'' yaşandığını ileri süren Şandır, şunları kaydetti:
''Maalesef Türkiye'ye Türk milletine yakışmayan gelişmeleri izliyoruz. Türkiye'de sayısını unuttuğumuz, isimlerini ezberlemekte zorlandığımız çok sayıda ihtilal senaryoları havalarda uçuşuyor. Yargı feryatlar içerisinde, yangın bacayı sardı. Onun da ötesinde Türkiye'de bir korku imparatorluğu yaşanıyor. Türkiye'de dinlenilmeyen kişi, dinlenilmeyen kurum kalmadı. Kanun, yargı yoluyla veya hukuksuz her kurumu, her kişiyi dinlediklerini zaten itiraf ediyorlar. Böyle bir korku tünelinden geçerek Türkiye'de demokrat bir basın, özgür bir basın olabilmesi mümkün değildir.''

Şandır, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un ''TSK'nın asimetrik bir psikolojik tehdit altında olduğu'' yönünde açıklamalar yaptığını, bunu ciddiye almak gerektiğini bildirdi. Şandır, şöyle konuştu:
''Türk milletine yakışmayan bir manzara karşısındayız. Bir yandan ihtilal söylentileri, bir yandan suikast iddiaları, bir yandan yargı dahil baskı altında olduğu iddiaları, bir yandan da hukuku arkadan dolanma gayretleri. YÖK Başkanı'nın beyanını hatırlatmak isterim, 'kat sayı sorununu aşabilmek için hukuku arkadan dolanırız' diyor. Türkiye jeopolitiğinin en değerli savunma gücü TSK'dır. Bir yandan kürt açılımıyla Türkiye'yi bölen, ayrıştıran projeler uygulanırken, bir yandan da Türkiye'yi bölmek isteyen tehdide karşı duracak TSK kendi içinde sorunlu hale getiriliyor. Bunun sebebi de Türkiye'yi kontrol altında tutmak isteyen küresel güçler, Türkiye'nin savunma güçlerini sorunlu hale getirmeye çalışıyor.''

Anayasa değişikliği

Şandır, MHP'nin Türkiye'ye, anayasayı değiştirmek, yeni bir anayasa yapmak gibi bir sözü olduğunu, tek parti olarak iktidara geldiklerinde 1982 Anayasası'nı günün şartlarına uygun şekilde yeniden düzenleyeceklerini söyledi. Bu konuda verilmiş sözü olmasına rağmen AKP'nin bugüne kadar anayasa değişikliği sunamadığını savunan Şandır, şöyle devam etti:
''Bu noktada MHP'nin her defasındaki teklifini de maalesef es geçmiştir. MHP, dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili anayasa değişiklik teklifini hazırlamış, AKP'nin önüne koymuştur, kabul etmemiştir. CHP de dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde MHP'nin anayasa değişiklik teklifine destek vermemiştir. Diğer partiler de vermemiştir. MHP olarak biz AKP'nin anayasa değişikliğini yapmak sözünü samimi olmadığını görüyoruz. 7 yıldır Anayasa'yı değiştirmek yönünde hiçbir adım atmayan AKP'nin seçime 1 yıl kala kalkıp anayasa değiştireceğim demesini samimi ve dürüstçe bulmuyoruz.''

Şandır, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in ''MHP desteklerse anayasa değişikliğini Meclis'te yapacağız'' şeklinde açıklamalarda bulunduğunu anımsattı. Mevcut bir anayasa değişikliğine MHP'nin destek vermediği gibi bir izlenim yaratılmak istendiğini belirten Şandır, ''AKP ve başta Adalet Bakanı olmak üzere toplumun aklıyla alay etmektedir. Şu anda AKP'nin topluma deklare edilmiş bir anayasa değişikliği yoktur. Ama sanki AKP anayasa değişiklik teklifi yapmak istiyor ama MHP destek vermiyormuş gibi bir kurnazlık yapmaya çalışmaktadır. Bu oyuna MHP gelmeyecektir'' diye konuştu.

''PKK'nın kuramadığı Kürt devletini zaman içerisinde kurabilmek için siyaset üretiliyor, buna dayalı hukuk üretiliyor'' diyen Mehmet Şandır, ''Kürt açılımı AKP'nin PKK açılımıdır. Bir millet yaratmak ve bu millete dayalı bir devlet kurmak projesidir'' dedi.

Cumhuriyet

*

Bookmark and Share

Diğer Yazılar: →