Harran'ın MHP’li Belediye Başkanı Özyavuz, amcasının oğlu AKP’li İbrahim Özyavuz’un görev yaptığı dönemde Hazine arazilerinin kimseye duyurulmadan satışa çıkarıldığını, bu arazileri İbrahim Özyavuz’un AKP Şanlıurfa Milletvekili olan eşi Çağla Aktemur Özyavuz’un satın aldığını ileri sürdü.



Harran'da Hazine arazisi yolsuzluğu



Şanlıurfa’nın Harran ilçesinin MHP’li Belediye Başkanı Mehmet Özyavuz, amcasının oğlu AKP’li İbrahim Özyavuz’un görev yaptığı dönemde Hazine arazilerinin kimseye duyurulmadan satışa çıkarıldığını, bu arazileri İbrahim Özyavuz’un AKP Şanlıurfa Milletvekili olan eşi Çağla Aktemur Özyavuz’un satın aldığını ileri sürdü.

Urfahizmet.com internet sitesinin haberine göre Harran’da betonlaşma konusu önceki gece Kanal Urfa’da yayımlanan “Kriz Masası” programında masaya yatırıldı.

Programa telefonla bağlanan eski Harran Belediye Başkanı İbrahim Özyavuz, kendi döneminde yaptığı çalışmaları anlattı.

Daha sonra söz alan MHP’li Harran Belediye Başkanı Mehmet Özyavuz, İbrahim Özyavuz’un başkan olduğu dönemde Harran Mal Müdürlüğü tarafından satışa çıkarılan 44 dönümlük Hazine arazisinin AKP Şanlıurfa Milletvekili Çağla Aktemur Özyavuz tarafından satın alındığını ileri sürdü.

Harran Belediye Başkanı Mehmet Özyavuz, Harran Belediye Başkanlığı ile Devlet Hastanesi arasındaki arazinin 2 kat olan imar izninin de 3 kata çıkarıldığını ifade etti.


Cumhuriyet
*

Bookmark and Share

“Okulları sattırmam” sözleriyle düzenlemeye karşı çıkan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ise suskunluğa büründü.




Her Şeyi Satıyorlar!




İstanbul’da aralarında Kandilli Kız Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi gibi tarihi değere sahip olan ve kentin Etiler, Levent, Şişli, Beşiktaş gibi rantı yüksek merkezlerindeki 22 okulun yaklaşık 5 milyar dolar karşılığı satılmasına ilişkin çalışmalarına muhalefet partilerinden, sivil toplum kuruluşlarından ve eğitimcilerden tepki geldi.

AKP’nin elindeki tüm kaynakları paraya çevirmeye çalıştığına dikkat çeken muhalefet partileri, “Okullar ranta dönüştürülmek isteniyor” eleştirisinde bulundular.


“Okulları sattırmam” diyen Bakan Çubukçu suskunluğa büründü.

İstanbullulara “Tepki gösterin” çağrısı yapan eğitimciler ise hükümete “Okullara layık görülen yerler dere kenarları, ücra köşeler, varoşlar mıdır?” sorusunu yönelttiler. “Okulları sattırmam” sözleriyle düzenlemeye karşı çıkan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ise suskunluğa büründü.

Hükümet ilkesiz

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi, CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Necla Arat, AKP’nin iktidarı döneminde ülkenin önemli kaynaklarını sattığını, satılacak yer kalmayınca sıranın okullara geldiğini belirterek, “Kendilerini milliyetçi, mukaddesatçı, geleneklere bağlı diye tanımlamaya çalışan bir iktidarın, hiçbir şeyin değerini düşünmeden satmasını anlamak mümkün değil. Hükümetin hiçbir ilkesi, bağlantısı ve ideolojisi yok” dedi. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile İstanbul Valisi Muammer Güler’in açıklamalarının tutarsızlık içinde olmasını da eleştiren Arat, “İstanbul’un en güzel yerlerinde yüksek rant getirecek diye okulların satılması doğru değil. İktidar satılmadık yer bırakmadı. Satılacak okulların öğrencileri nerede eğitim görecek, yeni okullar ne zaman yapılacak bilmiyoruz” diye konuştu.

Her şey paraya çevriliyor

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi MHP Mersin Milletvekili Akif Akkuş, devletin önceliğinin okullar üzerinden para kazanmak değil, eğitime yatırım yapmak olduğuna dikkat çekerek, “AKP hükümeti elindeki her imkânı paraya çevirip, bir müddet daha ileriye gitmeye çalışıyor. Ancak bu okulların satılması ülkeye yarar sağlamaz” dedi. Okulların satışının ilk kez 2007’de gündeme geldiğini anımsatan Akkuş, şunları söyledi:

“Okul binaları yetersiz, kampuslar kurarak daha iyi eğitim vereceğiz diye satışlar cazip hale getirilmek isteniyor ancak son derece sakıncalı durumlar yaratır. Okullarımız, rant aracı olmamalıdır. Okullar yetersizse, ek binalar yapılabilir. İngiltere’deki Oxford ve Cambridge Üniversiteleri, 300-400 yıllık tarihe sahip. Her yıl binlerce öğrenci bu okulları ziyaret ediyor. Bizim okullarımız da bu özelliğe sahipler, satılmaları yanlış.”

‘Kandilli’yi vermeyiz’

Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV) Başkanı Prof. Dr. İmre Orhon, yangın sonucu ağır hasar gören Adile Sultan Sarayı’nın restore edilmesi ve Kandilli Kız Lisesi’nin güçlendirilmesi için 1986’da Prof. Dr. Türkan Saylan’la birlikte KANKEV’i kurduklarını ve MEB ile imzaladıkları protokol gereğince sarayın ve lisesinin yenilendiğini anımsatarak, “Adile Sultan Sarayı ve Kandilli Kız Lisesi’nin satılmasına izin vermeyiz. Gerekirse yasal süreç başlatırız” diye konuştu. MEB ile KANKEV arasında Türkan Saylan yaşamını yitirmeden bir süre önce sorunlar yaşandığını da kaydeden Orhon, “Kültür ve eğitim merkezi olarak kullanılan Adile Sultan Sarayı’nın gelirleri 2003’ten bu yana Kandilli Kız Lisesi için harcanıyor. Eski Bakan Hüseyin Çelik döneminde vakfa para aktarıldığı iddiasıyla sorun yaşadık. Saraydan elde edilen tüm gelir okul aile birliğine aktarılıyor. Vakfa herhangi bir para girişi yok. Yalnızca paranın doğru kullanılması için söz sahibiyiz. Bu sorunun giderilmesi için yasal işlem başlatmak üzereyiz. Şimdi de okulumuzun satılmasıyla karşı karşıyayız” dedi. Adile Sultan Sarayı’nın 1’nci derece sit alanı olduğunu da anımsatan Orhon, “Ticari amaçla buraların satılması halinde binalarda tadilat gerekir. Ancak bu binalara çivi çakmak dahi yasal olarak mümkün değil. Bu nedenle Kandilli Kız Lisesi’nin adının telaffuz edilmesi yanlıştır” dedi.

Eğitim-Sen: Tepkisiz kalmayın

KESK’e bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) ise satış kararını geri çekilmesi için İstanbullulara “tepkisiz kalmayın” çağrısında bulundu. Eğitim-Sen 3 No’lu Şube Yönetim Kurulu Başkanı Nebat Bukrek, satılması planlanan okullar arasında kalitesi yüksek, altyapısı güçlü okullar olduğunu belirterek, “Okullar rant kapısı değil eğitim öğretim yuvalarıdır. Devlet okullarına layık görülen yerler, dere içleri, ücra köşeler, gözlerden uzak varoşlar mıdır? Kabataş Erkek Lisesi, 101. eğitim yılını tamamladı. 100 yıllık bir çınarı satışa çıkaramazsınız” dedi.

İnsansız kentler yaratıyorlar

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Kadıköy Bölge Temsilcisi Arif Atılgan, kentin içindeki yaşam alanlarına oteller, rezidanslar, alışveriş merkezleri inşa ederek, mahallelerin insansızlaştırıldığına dikkat çekti. “Alışveriş merkezleriyle dolan mahallelerde insan kalmadı, okula gerek yok diye satışlara başlıyorlar” diyen Atılgan sözlerini şöyle sürdürdü: “Kentin içindeki okul ve hastane binalarını korumak adı altında değerli arazilere sahip olmak istiyorlar. Yıkılabilen binaları yıkacaklar, yıkamadıklarının fonksiyonları değiştirilecektir. Bu tamamen yanlış bir uygulama.”

Bakan Çubukçu sustu

Okulların satışının gündeme gelmesinin ardından “Okulları sattırmam” diye açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, önceki gün İstanbul’da katıldığı bir açılış sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlamaktan kaçındı. Bakan Çubukçu yerine açıklama da bulunan İstanbul Valisi Muammer Güler ise “Liste hazır, yüksek rant getiren okulları satacağız” açıklamasını unutarak, ikinci kez kendini yalanladı. Güler, “Tarihi okulların çoğunun arazisi vakıflara aittir. Tarihi binaların satışı söz konusu olamaz. Üzerinde çalıştığımız okullar var. Ama bunlar tarihi değil. Sayısını bilemem” dedi.

AKP, Cumhuriyet dönemi mirasını satıyor

TCDD’nin satışını hayata geçirmek üzere 25 tren garı ve 9 taşınmazı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na (ÖİB) devretmesi tepkilere neden oluyor. AKP’nin mirasyedi gibi davranıp her şeyi satmaktan başka bir şey düşünmediğine dikkat çekilerek hükümetin “kamuyu talan etme” misyonunu başarı ile yerine getirdiği vurgulandı. TCDD Yönetim Kurulu da emlakçi zihniyetine sahip olmakla suçlandı.

TCDD Yönetim Kurulu, özelleştirme planının ilk adımını Şubat 2005’te attı. TCDD Genel Müdürlüğü, 57 ildeki toplam 500 adet gar ve istasyonun özel sektör işbirliğiyle “ekonomiye kazandırılmasına” karar verdi. TCDD; 9 Kasım 2006 tarih ve 26341 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne Ait Taşınmazların Satışı ve Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik” hükümlerine dayanarak, Eskidji Firması aracılığı ile 22.10.2007 tarihinde bazı taşınmazlarını müzayede yolu ile satış işlemini yaparak tapu devrini gerçekleştirdi. Danıştay 13. Dairesi 07.12.2007 tarihinde 5335 sayılı kanunun 32. maddesinin 1. fıkrasının ve bu yasaya dayanarak yürürlüğe sokulan söz konusu yönetmeliğin yürütmesini durdurdu.

TCDD yönetiminin taşınmaz mallarının satışında dayanak olarak kullandığı 5793 sayılı kanunun 43. maddesi CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Dava sonuçlanmadan 5793 sayılı yasa kapsamında ilk olarak TCDD Fenerbahçe Kampı satılmak üzere ÖİB’ye devredildi. Bu devir işleminin iptali için Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) yargıya başvurdu.

ÖİB’nin 30.4.2009 tarihinde özelleştirme kapsamına aldığı ve 8 Mayıs 2009 günü Resmi Gazete’de yayımlanan kararla Fenerbahçe Eğitim ve Dinlenme Tesisi’nin yanı sıra şu İstanbul-Başakşehir, Zonguldak-Kozlu-Karaelmas Mahallesi, İzmir-Konak- Alsancak Mahallesi, Denizli-Koyunaliler Köyü-Çömleksaz Köyü, Balıkesir- Edremit- Akçay Mahallesi, Mersin-Tarsus-Kemalpaşa Mahallesi-Şehitishak Mahallesi, Amasya- Hızırpaşa Mahallesi’ndeki birçok parselin özelleştirilmesi kararlaştırıldı.

Neo-Osmanlıcılık akımı’

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Eyüp Muhcu, satışa çıkarılan gar binalarının erken cumhuriyet dönemi mimari özelliklerini taşıdığını, mutlaka korunması gerektiğini belirtti.

Gar binalarının toplumsal bellekte önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Muhcu, “Bir süredir Cumhuriyet dönemi yapılarına karşı düşmanca bir tavır söz konusu. Cumhuriyet dönemi yapılarına, Cumhuriyet mirasına sistemli bir saldırı var. Neo-Osmanlıcılık akımı bu süreci organize ediyor. Gerici ve rantçı bir yaşam tarzı topluma dayatılmak isteniyor” dedi. Muhcu, özelleştirme ile kamu ortak donatı alanları içinde bulunan ulaşım yapılarının olduğu arazilerinin, ayrıcaklıklı imar haklarıyla ranta açılacağını anlatarak ulaşım maliyetlerinin de yükseleceğini söyledi.

BTS Genel Başkanı Yunus Akıl, sendikalarının Kayseri’de, Ankara Garı’nda CHP’li Çankaya Belediyesi’nin aldırdığı mahkeme kararlarının halen geçerliliğini koruduğunu belirterek “AKP’nin uyanık kadrolarınca bunların kadük kalması için yeni yöntemler ve baskın düzenlemelerle faaliyetlere devam edilmektedir” dedi. Akıl, özelleştirme kapsamına alınan lojmanların halen TCDD çalışanlarınca konut olarak kullanıldığını söyledi.


Cumhuriyet
*

Bookmark and Share

Isparta Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın, eski Başkan Hasan Balaman ile ilgili 7 dosya hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.




AKP'li eski Başkan'a 7 dosyadan suç duyurusu




Isparta Belediye Başkanı Günaydın, eski Başkan Balaman dönemini inceleme altına aldıklarını ve bu doğrultuda 7 dosyayı yargıya intikal ettirdiklerini söyledi

Isparta Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın, eski Başkan Hasan Balaman ile ilgili 7 dosya hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Günaydın, düzenlediği basın toplantısında, göreve geldikleri günden bu yana geçen süre içinde yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Kendisinden önceki Belediye Başkanı Balaman dönemini inceleme kapsamına aldıklarını ve bu doğrultuda 7 dosyayı yargıya intikal ettirdiklerini belirten Başkan Günaydın, “Biz dosyaları sunduk, görevimizi yaptık. Bundan sonraki iş yüce yargınındır” dedi.

Ayrıntı vermedi

29 Mart seçimlerinde MHP’den seçilen Başkan Günaydın, dosyaların ayrıntıları hakkında ise açıklama yapmadı. Ticaret ve Kültür Merkezi Projesi ile Şehiriçi Temizlik Hizmet Alım İşi ihalelerinden kaynaklanan zararların giderildiğini ifade eden Günaydın, “Isparta halkının hakkını aldık. Hakkımızı mahkemeye düşmeden, kavga etmeden, karşılıklı görüşerek bu işin olmazsa olmaz olduğunu hissettirerek aldık” diye konuştu.

40 milyon TL kazandırdık

Kadıahmetoğulları firmasıyla ile 2005 yılında ihale edilen Isparta Ticaret ve Kültür Merkezi işinde daha önce yapılan anlaşma şartlarının değiştirildiğini belirten Günaydın, “Hasan Balaman döneminde yükleniciye bırakılan 40 milyon TL civarında kaynak, belediyemize yeniden kazandırılmıştır” ifadesini kullandı.

Bookmark and Share

Üniversite Rektörü Prof.Dr. Cemal Taluğ tarafından Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi öğrencilerin ailelerine bir belge gönderildi ve psikolojik problem yaşadıkları ileri sürüldü



A.Ü. rektöründen belge skandalı!



Belgede öğrencilerin zaman zaman üniversite içinde kurmuş olduğu ilişkilerin olumsuz olabileceği anlatılıyor. Bu nedenle öğrencinin üniversiteye uyum sağlama sorunlarından söz ediliyor. Öğrencilerin velilerine eğer bu belge kendilerine gönderildi ise himayelerinde bulunan öğrencinin üniversite nezninde sorunlu olduğu ifade ediliyor.


Bu sorunun çözümü için belgeyi ellerine aldıktan sonra (0312) 363 03 26 numaralı telefonu aramaları isteniyor. Bu telefon arandığında ise Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Anabilim Dalı”na bağlı Kriz Merkezi sizi karşılıyor. Telefonu açan psikiyatrik danışman, öğrencinin rehabilite edilmesi gerektiğini anlatıyor.

Odatv.com'da yayınlanan habere göre Rektör Cemal Taluğ imzalı bu belge Atatürkçü Düşünce Topluluğu üyesi öğrencilere gönderilmişti.

Topluluk üyesi dört öğrenci de Atatürkçü Düşünce Topluluğu"nun üniversite bünyesinde resmi bir kurum olduğunu ancak üniversite yönetimi tarafından bu belge sayesinde sanki bir suç örgütüymüş gibi gösterildiğini anlattı. Öğrenciler, bu mektup aracılığıyla üniversitenin kendilerine Atatürkçü olmakla sanki psikolojik sorunları varmış muamelesi gösterdiğinden söz etti. Öğrenciler bu mektubun çeşitli cemaatlere mensup öğrencilere neden gönderilmediğini de anlayamadıklarını sözlerine ekledi.

Üniversitenin aranmasını istediği Ruh Sağlığı Anabilim Dalı"nı arayarak mektubu sorduk. Merkezdeki psikiyatrik danışman mektubu rektörlüğün gönderdiğini, kendilerinin tasarrufunda olmadığını ve kendilerinden sadece mektubun gönderildiği öğrencilere psikiyatrik yardım yapılmasının istendiğini söyledi.

Konu ile ilgili olarak görüştüğümüz rektörlük yetkilileri ise belge ile ilgili açıklama yapmak istemediklerini ifade etti.

Atatürkçülüğü sanki psikolojik rahatsızlıkmış gibi gösteren inanılmaz belgenin metni şöyle:




Sayın ..........................................................,

Ankara Üniversitesi, ülkemizin en köklü ve en saygın üniversitelerinden biri olarak, 38.000 öğrencisi ve 3340 akademik personeli ile büyük bir ailedir.

Öğrencisine değer ve sorumluluk vermeyi temel bir ilke olarak belirlemiş olan üniversitemiz, onların ebeveynlerini de aile üyeleri olarak kabul etmektedir. Öğrencilerimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirirken sizlerden gelecek destek ve katkılar hem çabamızın etkin sonuçlara ulaşmasını hem de olumlu sonuçların paylaşılarak çoğalmasını sağlayacaktır.

Üniversite yaşamı hiç kuşkusuz ortaöğretimden daha farklı ve karmaşıktır. Gerek ortaöğretimin katı disipline dayalı belirlenmiş yapısından gerekse alışageldiği aile ortamından ayrılan ve yaşamının sorumluluğunu tümüyle üstlenen öğrencilerimiz zaman zaman bu yükle başa çıkmakta zorlanmaktadırlar. Bu zorluğun üstesinden gelebilmek için benimsedikleri çözüm yolları ve kurdukları işbirlikleri her zaman istendik, etkili ve olumlu sonuçlara ulaştırıcı olmamaktadır. Üniversitemiz bu tür sorunlarla karşı karşıya kalan öğrencilerimizi desteklemek için çaba harcamakla birlikte bu çabaların tam anlamıyla yeterli olduğunu ileri sürmek güçtür. Bu bağlamda sizlerin yardım ve katkılarınızın önemi büyüktür. Bu mektubu almış olmanız oğlunuz/kızınız ya da üniversitemiz nezdinde sorumluluğunuzda bulunan öğrencimizle ilgili bir sorunun bulunduğu anlamına gelmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak için mesai saatleri içinde (08:00-17:00) 363 03 26 nolu telefonu arayabilirsiniz.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Cemal Taluğ




*

Bookmark and Share

Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED), işçi ve Bağ-Kur emeklilerine yılın ikinci yarısı için yüzde 1,83 zam yapılacağının belli olmasının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bir mektup gönderdi.



Emeklilerden Başbakan'a mektup



Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED) adına Genel Başkan Kazım Ergün imzası ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gönderilen mektupta, ülkeyi etkileyen ekonomik krizin faturasını en ağır şekilde ödeyen kesimlerin başında, geçinmekte zorlanırken işini kaybeden çocuklarına da bakmak durumunda kalan emekliler ile onların dul ve yetimlerinin geldiği ifade edildi.

Ekonomik kriz öncesinde de emeklilerin en mağdur kesimler arasında ön sıralarda geldiğine yer verilen mektupta, emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri ortadan kaldıracak İntibak Kanunu'nun çıkarılamamış olması, çeşitli dönemlerde eksik hesaplamalar nedeniyle ortaya çıkan adaletsizlikler, sağlıkta katkı payı alınması ve benzeri uygulamaların emeklilerin mağdur olmasına yol açtığı kaydedildi.

Emekli aylıkları bu aydan itibaren yapılacak zamma dikkat çekilen mektupta, şu görüşlere yer verildi:
''5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince, emekli aylıklarına yapılacak zamlar önceki 6 aylık dönemin gerçekleşen enflasyon oranı doğrultusunda tespit edilmektedir. Buna göre, 3 Temmuz 2009 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 6 aylık enflasyon yüzde 1,83'tür. Yani işçi ve Bağ-Kur emeklileriyle bunların dul ve yetimlerine Temmuz ayı itibariyle yüzde 1,83 zam uygulanacaktır.

En düşük işçi emeklisi aylığı Ocak 2009 itibarıyla ek ödeme dahil 621,24 TL iken, Temmuz ayından geçerli zamla 632,60 TL olmuştur. Yani emekli aylıklarına sadece 11,36 TL zam uygulanmıştır. Ve ne yazık ki, emeklilerimizin yüzde yüzde 83'ü taban aylık seviyesinde aylık almaktadırlar. Esnaf Bağ-Kur emeklilerinin de en düşük aylığı Ocak 2009 itibariyle ek ödeme dahil 459,83 TL iken, Temmuz ayından geçerli zamla 468,35 TL olmuştur. Yani, esnaf Bağ-Kur emeklisi taban aylıklarına sadece 8,52 TL zam uygulanmıştır.

Durum böyle iken, işsiz kalan çocuğu ve hatta çocuğunun da ailesine bakmak durumunda kalan emeklilerimiz ciddi bir mağduriyet yaşamaktadırlar. İntibakların yapılmaması nedeniyle zaten büyük bir sıkıntı içerisinde olan emeklilerimiz mevcut aylıklarının da alım gücünün giderek erimesiyle adeta hayatta kalma mücadelesi verir duruma gelmişlerdir.''


"Yıllardır sıkıntıya katlanıyoruz"

Mektupta, emeklilerin, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik dar boğazı ve krizin getirdiği sıkıntıları yakından takip ettiği ve bunu bizzat yaşadıkları vurgulanarak, ''Elbette ki ülkemizi seviyoruz ve gelecek nesillerimizin refahı için her türlü sıkıntıya zaten yıllardır katlanıyoruz. Ancak hak verilmelidir ki, arada bir bizim de biraz olsun nefes almamız gerekir. Sayıları 9 milyonu bulan bu büyük topluluk ve onların aileleri, ciddi bir buhran yaşamaktadır'' denildi.

Bir süre önce gündeme getirilen dar ve sabit gelirlilere ''harcama çeki'' verilmesi önerisinin son derece olumlu bir adım olacağı belirtilen mektupta, ancak bu konuda da somut bir gelişme yaşanmadığına işaret edildi.

Emeklilerin hak etmediği hiçbir şeyi istemediği vurgulanan mektupta, şu ifadelere yer verildi:
''Bu ülkenin imarında bizlerin alınteri, el emeği vardır. Sokaklarında gururla yürümek istediğimiz ülkemizde ne yazık ki boynumuz bükük kalmıştır. Hükümetinizin iktidara geldiğinde emeklilerimize yaşattığı önemli bir katkıyı, emeklilere yakışan olgunluğumuzla karşılamış ve sizleri alkışlamıştık. Ancak aradan geçen 7 sene zarfında emeklilerin alım gücünün yükseltilmesi, emeklilerin intibak hakkının verilmesi gibi konularda ne yazık ki yeterli ilerleme sağlanamadığını da üzülerek gördük.
Emeklilerimiz ve onların emanetleri olan dul ve yetimlerimiz adına sürdürdüğümüz hak arama mücadelesinde, hükümetimizle başlatılacak olan bir diyalog sürecine acilen ihtiyaç duyduğumuzu belirtmek istiyoruz. KKTC'de bile bir hafta boyunca çeşitli etkinliklerle dolu dolu kutlanan, 30 Haziran Emekliler Günümüzün yazılı kutlama mesajlarıyla geçiştirilmesi, hiç olmazsa yaşları itibariyle saygı hak eden, bu saygıyı her platformda görmeyi, sorunlarını dinleyen bir muhatap bulmayı uman emeklilerimizi derinden üzmektedir.

Bütün bunlara rağmen, yaşımıza ve olgunluğumuza yaraşır hoşgörümüzle, ülkemizin içerisinde bulunduğu kriz ortamının atlatılması ve evlatlarımızın işsiz kalmaması için her türlü fedakarlığa hazır olduğumuzu bilmenizi istiyoruz. Ancak bu fedakarlığı da herkesin eşit oranda elini taşın altına koyması şartıyla uygulamaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Yıllarca haklarını almak için İntibak Yasası'nın çıkmasını bekleyen ve bu bekleme sürecinde hayatlarını kaybeden yüz binlerce emeklimizi de saygıyla anıyoruz. Bizler de ölmeden bu hakkımızın teslim edildiğini görmek, en azından mutlu ölmek istiyoruz. Temmuz 2009 zamlarının yetersizliğini ve yaşadığımız mağduriyeti zatıalinizle paylaşma arzumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.''


Cumhuriyet
*

Bookmark and Share

Yuh be kardeşim!




Yılmaz Özdil

En hayırlı evlatlar kimdir?

Türk gazetecileri.

*

Her yıl mayısın 2’nci pazarı cefakár analara methiyeler düzülür; her haziranın 3’üncü pazarı vefakár babalar yazılır. Ádettir… Hiç ıskalamazlar.

*

Maksat?

Damardan duygu laga lugası.

*

E dün baktım…

Hiçbir gazeteci ana-babasını hatırlamamış nedense… Halbuki, tam ana-baba günüydü… Emekli zamları açıklandı.

*

SSK’lıya 11 lira.

Bağkur’luya 5 lira.

*

“Bu ülkenin çocukları”nın, “bu ülkenin ana-babaları”na reva gördüğü para bu: 5 lira.

*

İnsan bu parayı değil zam, sadaka diye verirken bile utanır… Üstelik, “Yuh be kardeşim” diyeceğine, “Emekliye zam müjdesi” diye yazan şerefsiz bile çıktı!

*

Yaşıyorsa, sorun…

Hiç çalışmayan baba, en az 30 yıl ter akıtmıştır. Kimi kaynakçı, kimi şoför, kimi madenci… Dile kolay, binlerce gün prim ödediler bu devlete, ömür tükettiler. Belki istediler ama, tek kuruş bile kaçıramadılar, bordro yüzünden… Maaşı almadan vergiyi ödediler. Bu devlet iyi kötü hálá ayakta durabiliyorsa, onların sayesinde.

*

Kendinize bakın…

Çoluk çocuk büyütüyoruz.

Ne kadar zor, görüyoruz.

Kimimiz bakan, kimimiz gazeteci.

Bu mudur geri ödememiz?

Bu mudur ana-babalık hakları?

*

Eminim, dalgası tıkırında olan dümbelekler, bu satırları okuyup diyecek ki: “Popülizm yapma, sosyal güvenlik sistemi battı, matematiksel gerçek bu, çare var mı?”

*

Bunu soran ahlaksıza sorarım:

Emekli mi batırdı sistemi?

*

SSK’yı dolandıranları yakalamayacaksın, devleti soyan ilaç firmalarına ses çıkarmayacaksın, kayıt dışı personel çalıştıranlara göz yumacaksın, fiş almayı bile kaldıracaksın, sonra da yüzsüz yüzsüz soracaksın: “Çare var mı?”

*

Üstelik.

Bu ne biçim sistem ki birader…

Başbakana uçak alınca batmıyor.

Emekliye 1 lira fazla verince batıyor!

*

Bookmark and Share

HUKUKSUZLUK




Suay Karaman
Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Sekreteri

Ekonomik krizden en çok etkilenen Türkiye ekonomisi, %14 olan küçülme oranı ile son 65 yılın rekoruna ulaşmıştır. İşsizlik çok yüksek seviyelere çıkmış, açlık ve sefalet büyük boyutlara ulaşmıştır. Başbakanın “teğet geçti” dediği ekonomik kriz, şimdilik Türkiye’nin %30 yoksullaşması ile sürmektedir.

Ekonomik krizin yanında siyasi kriz de bütün gücü ve hızıyla sürmektedir. Deniz feneri soruşturması ve diğer yolsuzluklar unutturulmak istenmektedir. Dokunulmazlık zırhıyla birçok dava beklemektedir. Mayınlı arazilerin satışı sonrasında, göstermelik olarak NATO’nun kuruluşu olan Bakım ve İkmal Ajansı (NAMSA) ile görüşmeler sürmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğuna karar verilen iktidar partisi, tüm kuruluşlarda laiklik karşıtı eylemlerine bütün hızıyla devam etmektedir.

İçinde yaşadığımız ekonomik ve siyasi krizi unutturmak için ortaya atılan, taraflı sahte kağıt parçaları ile, gündem değiştirilmektedir. AKP ve yandaş medya, sürekli olarak laikliğin güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırmaktadır. Amaç ordunun güvenilirliğini azaltmak, irtica ile mücadelesine engel olmak ve tarikat yapılanmasına ordu içinde de örgütlemektir. Böylece laik ve demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni, ortaçağ karanlığına doğru sürüklemektir.

Askeri savcılık, “İrtica ile mücadele planı” adı verilen kağıt parçasında imzası bulunan albay hakkında soruşturma açılmasına gerek görmemiş, evrakın sahte olduğuna inandığını açıklamıştır. Bunun yanında askeri savcılık, bu kağıt parçasının kimler tarafından hazırlandığını bulmaları için, sivil savcılara çağrı yapmıştır. Ancak sivil savcılar, kağıt parçasının doğruluğuna inanmakta ve imzanın da albaya ait olduğunu bildirmektedirler. Bunun sonucunda albay, Ergenekon soruşturması kapsamında, örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanmıştır. Ancak avukatının yaptığı itiraz sonrasında serbest bırakılmıştır.

Askerlere, sivil yargı yolunu açan yasa henüz cumhurbaşkanlığı onayından geçmediği için kesinlik kazanmadı. Resmi Gazete’de yayınlanıp, yürürlüğe girmedi. Fakat iktidar bu aşamada, sivil savcılık tarafından albayın Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmasına seyirci kalarak, her zaman olduğu gibi hukuksuzluğa bir kez daha ortak olmuş ve göz yummuştur. Ergenekon soruşturmasında görülmüştür ki, hukuk içinde kalarak bir soruşturma yapılmamaktadır. Başbakan bu davanın savcısı olduğunu söylemişti. Böylece yapılan bu soruşturma, hukuk dışı bir siyasal eylemin tertibine dönüşmüştür.

Siyasi iktidar, yıllardan beri sivil şeriatçı bir darbe yapmaktadır. Toplumun Kemalist ve ulusalcı aydın insanlarına karşı yürütülen acımasız sorgulamalar, baskı ve yıldırmalar tam anlamıyla zulüm olarak açıklanabilir. Bu zulüm ve bu sivil şeriatçı darbe, özellikle ABD ve AB gibi emperyalist güçler ve yandaş medya tarafından görülmemektedir.

Atatürk’ün Türkiye’si, küreselleşme yerine tam bağımsızlıkçı bir anlayış, AB üyeliği yerine ulusal egemenliği savunan bir tutum, liberal politikalar yerine kamudan ve halkçılıktan yana bir tavır aldığı zaman, ortaçağ karanlığından sıyrılacaktır. Örgütlü ve bilinçli olarak bu emperyalist saldırıları tekrar püskürteceğimiz günler yakındır.

*

Bookmark and Share

Diğer Yazılar: →